Quotes from the Book
Life is perhaps lighting up a cigarette in the narcotic repose between two love-makings or the absent gaze of a passerby who takes off his hat to another passerby with a meaningless smile and a good morning
RÜZGÂR BİZİ GÖTÜRECEK küçücük gecemde benim, ne yazık rüzgârın yapraklarla buluşması var küçücük gecemde benim yıkım korkusu var dinle karanlığın esintisini duyuyor musun? bakıyorum elgince ben bu mutluluğa bağımlısıyım ben kendi umutsuzluğumun dinle karanlığın esintisini duyuyor musun? şimdi bir şeyler geçiyor geceden ay kızıldır ve allak bullak ve her an yıkılma korkusundaki bu damda bulutlar sanki, yaslı yığınlar misali yağış anını bekliyorlar bir an ve sonrasında hiç. bu pencerenin arkasında gece titremede ve yeryüzü giderek durmada bu pencerenin arkasında bir bilinmez seni ve beni merak ediyor ey baştan aşağı yeşil! yakıcı anılar gibi ellerini, bırak benim aşık ellerime ve dudaklarını varlığın sıcak duygusunu benim sevdalı dudaklarımın okşayışına bırak rüzgâr bizi götürecek rüzgâr bizi götürecek.” Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 51-52
Say something to me / What does one who grants you the kindness of a living body / want from you in return but an understanding of what it means to feel alive?
TUTSAK seni istiyorum ve biliyorum asal koynuma almayacağım sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün ben bu kafeste bir tutsağım kara ve soğuk parmaklıklar ardından gözlerim hasretle bakıyor yüzüne doğru bir elin uzanışını düşlüyorum, diye ansızın ben de uçayım sana doğru boş bulunan bir anda düşlüyorum bu sessiz hapishaneden uçayım gülerek gardiyan adamın gözüne yanında yaşama yeniden başlayayım düşlüyorum ancak bilirim asla bu kafesten kurtulma gücüm kalmamış gardiyan istese bile kanatlanıp uçmaya soluğum kalmamış parmaklıklar ardında her sabah bir çocuğun bakışı güler bana doğru sevinç şarkılarına başladığımda dudağı öpücükle gelir bana doğru şayet bir gün, ey gökyüzü kanatlanırsam bu sessiz evden ağlayan çocuğa nasıl söylerim tutsak bir kuşum vazgeç benden bir mumum canımın yalazıyla harabeleri aydınlatırım sönüklüğü seçersem eğer bir yuvayı yıkıp dağıtırım Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 35
Maybe at midnight muy lovers will place a flower on my sad grave
I dreamed of that red star when I wasn’t asleep
And I am so full that they recite prayers upon my voice...
That night your kiss scattered the drop of eternity into the mouth of my love
I wish I were like autumn. . . . I wish I were like autumn I wish I were, like autumn, silent and depressing The leaves of my desires would turn yellow one by one The sun of my eyes would grow cold The sky of my heart would be full of pain Suddenly a storm of grief would clutch my soul Like rain my tears would stain my skirt Oh . . . how beautiful it would be if I were autumn I would be wild and passionate and colorful In my eyes a poet would read . . . a heavenly poem Beside me in the embers of a painful hidden fire the lover’s heart would flare My song . . . Like the voice of the broken-winged wind grief’s perfume would pour over wounded hearts Before me: the bitter face of youth’s winter Behind me: the tumult of a summer of sudden love Inside me: the home of grief and pain and suspicion I wish I were like autumn. . . . I wish I were like autumn
Who is this, this one traveling the road of eternity toward the moment of oneness whose perpetual watch is wound with mathematically logical subtractions and discord?
İNANALIM SOĞUK MEVSİMİN BAŞLANGICINA ve bu benim yalnız bir kadın soğuk bir mevsimin eşiğinde, yeryüzünün kirlenmiş varlığını anlamanın başlangıcında ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğu ve bu beton ellerin güçsüzlüğü zaman geçti zaman geçti ve saat dört kez çaldı dört kez çaldı bugün aralık ayının yirmi biridir ben mevsimlerin gizini biliyorum ve anların sözlerini anlıyorum kurtarıcı mezarda uyumuştur ve toprak, ağırlayan toprak, dinginliğe bir belirtidir. zaman akıp geçti ve saat dört kez çaldı sokakta rüzgâr esiyor sokakta rüzgâr esiyor ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum cılız, kansız saplarıyla goncaları, ve bu veremli yorgun zamanı ve bir adam ıslak ağaçların yanından geçiyor damarlarının mavi urganı ölü yılanlar gibi boynunun iki yanından yukarı süzülmüştür ve allak bullak şakaklarında o kanlı heceyi yineliyorlar -selam -selam ve ben çiçeklerin çiftleşmesini düşünüyorum soğuk bir mevsimin eşiğinde aynaların ağıtı topluluğunda ve uçuk renkli deneyimlerin yaslı toplantısında ve suskunluğun bilgisiyle döllenmiş bu günbatımında gitmekte olan o kimseye böyle dayançlı ağır başıboş nasıl dur emri verilebilir. o adama nasıl diri olmadığı söylenebilir, hiçbir zaman diri olmadığı. sokakta rüzgâr esiyor inzivanın tekil kargaları sıkıntının yaşlı bahçelerinde dönüyorlar ve merdivenin boyu ne kadar kısa onlar bir yüreğin tüm saflığını kendileriyle masallar sarayına götürdüler ve şimdi artık nasıl birisi dansa kalkacak ve çocukluk saçlarını akan sulara dökecek ve sonunda koparıp kokladığı elmayı ayakları altında ezecek? sevgili, ey biricik sevgili ne de çok kara bulut var güneşin konukluğunu bekleyen. uçuş düşlediğin bir yolda bir gün o kuş belirdi sanki yeşil hayal çizgilerindendi esintinin şehvetinde soluyan taze yapraklar sanki pencerenin lekesiz belleğinde yanan o mor yalaz lambanın masum düşüncesinden başka bir şey değildi. sokakta rüzgâr esiyor bu yıkımın başlangıcıdır senin ellerinin yıkıldığı gün de rüzgâr esiyordu sevgili yıldızlar kartondan yapılı sevgili yıldızlar gökyüzünde, yalan esmeye başlayınca artık yenik peygamberlerin surelerine nasıl sığınılabilir? biz binlerce bin yıllık ölüler gibi birbirimize varırız ve o zaman güneş cesetlerimizin boşa gitmişliğini yargılayacak. ben üşüyorum ben üşüyorum ve sanki hiçbir zaman ısınmayacağım sevgili, ey biricik sevgili, "o şarap meğer kaç yıllıkmış?" bak burada zaman nasıl da ağır ve balıklar nasıl da benim etlerimi kemiriyorlar neden beni hep deniz diplerinde tutuyorsun? ben üşüyorum ve sedef küpelerden nefret ediyorum ben üşüyorum ve biliyorum yabanıl bir gelinciğin tüm kızıl evhamlarından birkaç damla kandan başka hiçbir şey arda kalmayacak. çizgileri bırakacağım sayı saymasını da bırakacağım ve sınırlı geometrik biçimler arasından enginin duyumsal düzlemlerine sığınacağım ben çıplağım, çıplağım, çıplak sevgi sözcükleri arasındaki duraksamalar gibi çıplak ve aşktandır tüm yaralarım benim aşktan, aşktan, aşktan. ben bu başıboş adayı okyanusun devriminden geçirmişim ve dağ patlamasından. ve paramparça olmak o birleşik varlığın giziydi en değersiz zerresinden güneş doğdu. selam ey masum gece! selam ey gece, ey çöl kurtlarının gözlerini inanın ve güvenin kemiksi oyluklarına dönüştüren! ve senin pınarının kıyısında, söğütlerin ruhları baltaların sevecen ruhlarını kokluyorlar ben düşüncelerin, sözlerin ve seslerin aldırmazlık dünyasından geliyorum ve bu dünya yılan yuvasına benziyor ve bu dünya öyle insanların ayak sesleriyle doludur ki seni öpüyorken kafalarında seni asacakları urganı örüyorlar.... sayfa 83-95
KIZIL GÜL kızıl gül kızıl gül kızıl gül o beni kızıl gül bahçesine götürdü ve ıstıraplı saçlarıma kızıl gül taktı karanlıkta ve sonunda kızıl gül yaprağı üstünde benimle yattı ey felçli güvercinler ey adetten kesilmiş deneyimsiz ağaçlar, ey kör pencereler yüreğimin altında ve derinliğinde uyluklarımın, şimdi kızıl bir gül sürgün vermekte kızıl gül kızıl bir bayrak gibi ayaklanmada ah, ben gebeyim, gebeyim, gebe” Furuğ Ferruhzad, ‘Ses, Ses, Yalnız Ses’, sayfa 56
Watch on YouTube
About Forough Farrokhzad
About the book
In the years since her tragic death in a car accident at age thirty-two in 1967, Forough Farrokhzad has become a poet as iconic and influential as Lorca or Akhmatova, celebrated as a pioneer of modernist Iranian literature and as a leading figure of contemporary world literature. Farrokhzad, as Elizabeth Gray writes in the preface, “remains a beacon to artists, especially women and marginalized artists, who seek freedom in all its forms.” This thoughtfully curated, deftly translated selection of Farrokhzad’s poems includes work from her whole writing life, early to late. Readers will thoroughly treasure this expansive poet of the quotidian; of longing, loss, and desire; of classical reinvention; of lexical variation and sonic beauty; of terrifying wisdom, hope, and grief.
Book details
- First published
- 1963
- Author
- Forough Farrokhzad
- Genre
- Literature
- Goodreads rating
- 4.18 (5k ratings)
Keep reading
Poor Folk
Book of Longing
Gitanjali
Honor
Ferdydurke
A Season in Hell
Ezilenler
Malina
Pan
Doctor Glas
Oblomov
Selected Poems
Last Words from Montmartre
The Stream of Life
100 Selected Poems
Meditations in an Emergency
The Seagull
Selected Poems
First Love
Collected Poems
Paris Spleen
Tristessa
Rubaiyat of Omar Khayyam
The Complete Poems of Anna Akhmatova
Extracting the Stone of Madness: Poems 1962 - 1972
The Unworthy
Howl and Other Poems
The Soul of Rumi: A New Collection of Ecstatic Poems – Coleman Barks's Sublime Renderings of the 13th-Century Sufi Mystic's Insights into Divine Love and the Human Heart
To Live
The Complete Poems and Plays, 1909-1950
Illuminations
Letter from an Unknown Woman and Other Stories
Thirst
We Do Not Part
Beautiful Losers
Lizard
Leaves of Grass
Dear Theo
Black Spring
Poems New and Collected
Lunch Poems
The Madness Vase
My Childhood
Diary of a Madman and Other Stories
Abarat
By Grand Central Station I Sat Down and Wept
Book of a Thousand Days
A Breath of Life
The Moor's Last Sigh
Ask the Dust
Calling a Wolf a Wolf
Death and the Gardener
Selected Poems
The Ministry of Utmost Happiness
The Collected Poems of W.B. Yeats
The Love Poems of Rumi
White Nights
Rilke's Book of Hours: Love Poems to God

